4 Haziran 2018 Pazartesi

anlatma isteğinin sadece biçim değiştirdiğini fark ettim bir süre önce. eskiden anlatmak istediklerimi anlatayım, diye düşünürdüm ve anlayan insanlar iletişim kurmak isteğiyle gelirlerdi. Ki bana göre doğrusu buydu. Şimdi işte beni anlayabilecek insanları bulma isteği belirdi. Bu iğrenç bir durum. sadece anlatabileceğin düşündüğüm insanlarla konuşmak ya da öyle bir insanın varlığını aramak insanı aptal hissettiriyor. insanlar sürekli tavsiyelerde bulunuyor, kendi tecrübelerinden yararlanarak. bu beni tatmin etmiyor. otobüs çok hızlı gidiyor. kurmamak için kendimi tutuyorum. uzun zamandır yazmak istemiyordum. çocukluk anılarım gibi hisler yaşıyorum. daha önce hatırlamaya ihtiyaç duymadığım çoğu yasanmisligimi net bir şekilde hatırlamaya başladım. kalbim hızlı atıyor. kendimi sakin tutmaya çalışıyorum.
gözlerini kapat,
alev aldığını göreceksin tüm gölgelerin.
bir renk verilmiş,
parmağımı karıncalar ısırıyor.
artık eskisi kadar yoğun duygular yaşamıyorum.

bu şarkı hiç bitmesin istiyorum. bu isteğimin sebebi şarkının güzel oluşu veya hissettirdiklerinden ziyade hayatımın fon müziği olabilecek güzellikte olması. artık film kareleri gibi izliyorum hayatımı. son üç sene nasıl geçti hatırlamıyorum. görüş acılarıma bazı efektler ekliyorum. canımı sıkan hisleri resmetmiş üç yaşındaki çatıyı yeşil yapan çocuk. evlerin çatılarından ağaçlar yükselmeli. bu evin bir balkonu olmalıydı ve sabah beşte şarap şişesine soğukla birleşince sarılmalıydık. özümü istiyorum. daha derinimi. mecburi edindiğim düşünceleri istemiyorum. acıyı hissetmemek için kendim için uydurduğum cümlelerin bana ne kadar uzak olduğuyla yüzleşiyorum. sürekli bu var oluşsal sıkıntıyı yaşamak iğrenç bir şey. anlatmak istediğim çok şey var. denize şişe sallandırmak için fazla genç mail atmak için fazla üşengecim. yapmak istediğim bin tane şeyden birini yaptığımda mutlu olacağıma inandırıyorum kendimi, umarım mutlu olurum.

30 Temmuz 2017 Pazar

Sarhoşum, ve balkon demirlerine ayaklarımı uzatırken çatal bıçak sesleri duyuyorum. İlk sevgilimin evinde gibiyim. İlk sevgilim; 14 yaşında bir yanılsama. Onunla ilk göz göze geldiğimizde üzerimde beyaz bir bluz ve kırmızı bir kapri (artık nasıl yaziliyorsa) vardı. Bizim sokaktaydik. Bana arabaların arkalarında modellerinin yazıldığı alüminyum bir e harfi vermişti. Ve bizim apartmanın girişinde yanağımdan öpmüştü. Şimdi ise kafa tokusturuyoruz. Masanın üzerinde bir tane bir buçuk litrelik şarap şişesi ve iki tane efes malt var. Benim içtiğim birayı içiyor. Çok garip değil mi? Büyümüşüz. Yedi sene geçmiş. Eyvallah diyor sinirli bir ses tonuyla. O hep sinirli. Bana daha çocuk yastayken küfretmisti. Bir insanın ilk sevgilisi böyle bir adam olabilir mi? Şimdi ikimizde sövüyoruz. İlk sevgilim bana küfretmeyi öğretmişti. 100 liralık bir banknotu kontrol edip ona bunu verene sövüyor. O hep söver. Hayat bir cacık(yazar burada sikim demek istiyor) değil. Balkonda bir buçuk yıl boyunca onu aldatan sevgilisine sövüyor, bende sevgilimin gay olmasını kutluyorum. Ütopyalar güzel. Ben herkesi seviyorum.

4 Nisan 2017 Salı

odanın kapısını yumruklamak, duvarlara elime ne geçerse fırlatmak istiyorum. sonrasında belki camdan atlarım. evim dördüncü katta, sürtüklerin meskeni bir pavyon gibi. gece perdeler açık soyunuyorlar. anne eliyle takılmış perdeleri kimse umursamıyor. büyürken sesini duyduğum ve hayran olduğum adam bıyık bırakmış. erkeklerin ben büyüdüm deme şekli, ağza giren bıyıktan düşen kıl taneleri. köpek dişim dilimi kesti, artık konuşmuyorum. kimin başına ne gelirse gelsin. boka düştüklerinde tutup ellerinden kaldırmaya çalışırsan o bok kuyusuna seni çeker buradaki orospular. orospu kelimesi göze batıyormuş, öyle mi cidden? bu kelime sizi rahatsız mı ediyor, film sitelerinde kenarda çıkan fotoğraflar? kadınların toplandığı o günlerde kocalarının cinsel güçlerini abartarak anlatan kadınlar namus budalalığı mı yapıyor? ya da dişiliğini kullandığını dillendirmekten çekinmeyen kızlar masumu mu oynuyor? iğrenç canlılarla aynı havayı soluyorsan sende iğrenç olursun. bugün dilimden zehir akıyorsa bu içinizdeki pislik dolu zehrinizden. bugün kelimelerimin arasında orospu da var. bugün bana tattırdığınız zehrinizi üzerinize kusuyorum.

27 Ocak 2017 Cuma

Yüzüm artık daha uzun, çenem sivri çıkıntılığını kaybetti. fazla kilolarımdan ötürü oluşan gıdım ve yüzümde biriken katmanlar yüzümün tüm hatlarını kapattı. yanaklarım diriligini kaybetti, ve yer çekimine ayak uydurmuş durumda. şuan koltuğunu ağzımın içine sokmaya çalışan adamla çekişmeli bir mücadele içindeyiz. göbeğimin doğru düzgün sığmadığı bir koltukta oturuyorken gelip koltuğunu kucağıma kadar indirmek için direnmesi bu yolculuğun tüm atmosferini mahvediyor. seni aklıma kazıdım kır saçlı adam. zaten sürekli yonca evcimik sekiz on beş vapuru çalmaya çalışıyor. baya inatçılık gerektiren bir yolculuk yani. oysaki ben camdan gizli gizli kendimı inceleyip ben ne ara buna dönüştüm diyordum. dudak kenarlarım sarkmış, göbeğim ayrı bir hükümdarlıga sahip. saçlarım olabildiğince bakımsız duruyor. biraz da soğuk zaten. evden yine mutlu olmaya çalışarak ayrılmışım. Neden hep bu melankoli? bu yanımı neden hiç atamıyorum? atmak istemiyor muyum cidden? bunu bana acı çekmeyi hayatının merkezine almış bir adam söylemişti "acı çekmekten zevk alıyorsun", kendinden bir cümleyi söylediğini aylar sonra anlamıştım. Ve kendine söylemeye çekindiği cümleyi bana yakıştırmaya kalktığı için onun ne kadar çaresiz olduğunu sonraları fark ettim. ben cidden acı çekmekten zevk mi alıyordum, ben bu acıları umursamamayı öğrenip hayatımdan atmalı mıydım? insanlar kanlarını en fazla nereye kadar akıtabilir? bir şeyleri kaybetmek üzere olduğumu hissediyorum. beni ayakta tutan hayallerimden vazgeçtim. yirmi üç kromozomluk paylarından dolayı teşekkür edip hayatlarında beni yok etmiş veya yok etmek isteyen insanlardan vazgeçtim, vazgeçiyorum, kavgalardan her zaman kacmisimdir ve onların kavgası benim varlığım sürene kadar devam edecek sanırım. ne kadar iğrenç olduklarını göremiyorlar. Ben daha kanımdaki bu iğrençliğe bir şey yapamazken dünyayı kurtaran hayallerimi gerçekleştiremem. o yüzden hayallerimde olduğum pek de super olmayan guclerimi ve kahramanliklarimi da unutmak için savaş veriyorum. Ben bi savaşın ortasında yaşamaya alışkın değilim.  ben onlar kadar güçlü ve saldırgan değilim.

25 Ocak 2017 Çarşamba

"ben kendimi lanetliymiş hissediyorum. bu durum lanetli olmak gibi." bunu söyleyen ikinci arkadaşımdı. ve konu aynıydı. insanlar farkında oldukları şeylerin üzerine düşünmeyi tercih mi etmiyor, yoksa gerçekten fark edebilecek kadar düşünemüyorlar mı? belki de hiç bir şeyi düşünmek istemiyorlar. bazı durumlar o kadar bariz bir şekilde açıktır ki. ve insanların bunu ya da bunları fark edememiş olması ve senin insanların bu saf yaklaşımı -buradaki saflık iyilik anlamında değil bildiğin salaklık. ben öyle salak gibi kelimelerle insanları tanımlamayı seven biri değilim.- insanı çıldırtıyor. yani beni çıldırtıyor, bir kaç dostumu da keza öyle. seni çıldırtıyor mu? yani  "abi bu insanlar salak ya" ya da "oha bunu nasıl bu şekilde anlayabiliyor?" falan diyor musun? ben daha fenalarını da söylüyorum. mesela bu insanlar nasıl birinin kötülüğünü isteyebiliyor diyorum, bir insan babasının arabasıyla nasıl övünebiliyor diyorum, neden bu kadar yüksek sesle konuşma gereği duyuyorlar diyorum. ben neler neler demiyorum ki. minibüs şoförü arkadaşımla vedalaşırken neden trip atıp beklemeden gider lan? alt tarafı güle güle diyoruz. devlet büyüğü dediğimiz insanlar nasıl çocuk gibi kavga eder? insan istenmediğini bildiği halde nasıl aşk adı altında biri için körleşir? insanlar neden birbirini aşağılar? bir çocuk nasıl ağlayarak büyür... kim çocukları ağlatabilecek kadar acizleşiyor ya, ve çocuğun ağlamasına göz yumacak kadar körleşmiş insanlar nasıl hala dünyanın havasını sömürebiliyor, benim aklım almıyor. farkında olamayacak kadar duvarları nasıl örüyoruz biz? aklımda yüzlerce soru var, ve ben bu soruları sormaya bile korkuyorum. insanların bu saflığı-az önce açıkladığım saflık durumu- hatta bırakın saflığı falan insanların bu körleşme isteğiyle ya da bu isteğin açıkçası boktan sonuçlarıyla karşılaşacağım diye kimseye bir soru sormuyorum.