bir metrelik bir alanda insanın düşüneceği şeylerin bir sınırı yok. beden sınırlandığında düşünce sınırları aşar, ki tarihte bir sürü insan bu yüzden hapsedilmiş, işkence görmüş ya da sürülmüştür.
bir metrekare diyordum en son, hep merak etmişimdir acaba diğer insanlar da tuvalette derin düşüncelerle boğuşuyor mudur? uyku öncesinde yatakta dönüp dururken bu kendi kendine konuşmalar yaşanabilir, ama uyku öncesinde insan ne kadar derin düşünebilir, uykusu gelmez mi? düşünce iç karartıcı olduğunda uykuya sığınmaz mı? kısacası uyku öncesi düşünceleri oldukça riskli ve kaçışı kolay.
göz kayması veya göz titremesi denilen hastalığını bir metrekarelik tüm insanlığın mabedindeki fayansların arasındaki çizgilerin kaybolmasıyla fark eden biriyim. tabi tüm yazıyı tuvalete adamayacağım, sadece hepimiz için uçuk bir yer olduğunu hatırlatmak istedim, ki filmlerin vazgeçilmez kendini kilitleme ve sevişme sahnelerinin en dikkat çekici mekanı.
kendi içimde konuştuğum şeyleri sizin okumanız ne kadar acayip. her an konuşsam deli zannederlerdi, yazınca edebiyat oluyor, edebiyat denmese de felsefe deniyor. insanlar kendi yedikleri haltlara güzel sıfatlar bulmayı ne güzel de beceriyor. parası olan yazar oluyor mesela, hoş geldin yirmibirinci yüzyıl.
kuş sesleri geliyor şuan. nerede olursanız olun sabah beşle altı arası kuş sesleri oluyor, yeterince il gezdim bunu merak ettiğim için.
"tanrı neden insanı yarattı?" tanrıyla ilgili her soruya insandan yola çıkarak cevap bulurum. ne de olsa onun üfürüğüyüz nurlu. sinirleniyorum bazen canın sıkıldı değil mi baba diyorum içimden tanrıya. düzene bakıyorum mesela şaraba yasak demiş, kadına yasak demiş ve de vaadi şarapla kadın etmiş. insanoğlunun sabredip sabredemeyeceğini görmek istemiş, bunların hepsi onun eğlenmelik oyunu. babam güzeldir, tanrı baba.
sabahın altısı oldu, vakit doldu. zamanla oturacak bu yazdıklarım. arada bir kitap okumam lazım. siz de okuyun, dergi satın alın mesela, dergilere kitaplardan daha da önem verin. kitap eskiden değerliydi, artık sadece birilerinin uydurduğu kıçıkırık aşk hikayeleri birilerinin cüzdanını doldursun diye rafları işgal ediyor kitaplar. hoş geldin yirmibirinci yüzyıl. hepsi bu şekilde denmez tabi de, düzen bu haliyle. düzenine sövdüğümün dünyası.
sorgunun başlangıcı, normallikle eş değer. zaman içerisinde sorgu ete saplanan kemik, renklerin göz çizgisi diye bildiğimiz kılıçlardan akması. kan ağlaması. bitişine yaklaştığım yokuş, aşağı düşüşü kurgulamakta sorgunun akla verdiği zarar.
16 Temmuz 2015 Perşembe
15 Temmuz 2015 Çarşamba
karanlık çürük duvarlar, nemin kötü kokusu üzerinde,
vurulur tenime,
titremiş ellerimde kurumuş kan lekesi,
ismini saklar çalıntı lambanın cini.
fısıltıyı vesvese beller,
ismini fısıldayamaz ademoğlu,
zamanın geçtiğini gardiyanın topuk seslerindeki değişimden anlayacak kadar beklemiştir sonu.
içinden kendine bile söyleyememiş, sonunda ismini unutmuş garibanın eni.
bir çift ayak görmüş, bir çift cilalı ayakkabı.
gözünde bir parça kumaş sadece, üşüyen bedenini örten.
kan tadına alışmış dudakları konuşmaya korkar,
nerede o oturduğu yerden düşünüp pastasını yiyen adamlar?
acıdan kıvranırken asi bedeni inleme seslerini duyan olmadı,
ya da duysa da duymadı.
vurulur tenime,
titremiş ellerimde kurumuş kan lekesi,
ismini saklar çalıntı lambanın cini.
fısıltıyı vesvese beller,
ismini fısıldayamaz ademoğlu,
zamanın geçtiğini gardiyanın topuk seslerindeki değişimden anlayacak kadar beklemiştir sonu.
içinden kendine bile söyleyememiş, sonunda ismini unutmuş garibanın eni.
bir çift ayak görmüş, bir çift cilalı ayakkabı.
gözünde bir parça kumaş sadece, üşüyen bedenini örten.
kan tadına alışmış dudakları konuşmaya korkar,
nerede o oturduğu yerden düşünüp pastasını yiyen adamlar?
acıdan kıvranırken asi bedeni inleme seslerini duyan olmadı,
ya da duysa da duymadı.
12 Temmuz 2015 Pazar
sadece oyuncağıyım tanrının.
canı sıkıldığı için var emiş beni,seni, bizi.
dizlerimi karnıma çekerek ölmek isterim,
en sıcak olan evimde hissetmek için.
parmakların hiç uyuştu mu?
tanrının neden işsiz olduğunu düşündün mü?
sözü olmayan melodilere şiirler uydurdun mu?
makamına hayran olduğun gün doğumu ninnini dinlemeden hiç uyudun mu?
alkolun kanıma karışmasını istiyorum. bazı insanları silip atmak, kendileri gibi iğrenç olan hatıralarıyla birlikte. iğrenç insanlar tanıyorum. bunun üzerine bir cümle bile yazamıyorum, hiç bir şey söylenmiyor bundan sonrasına, yakıştıramıyorum. parça parça cümleleri seviyorum. makyajını mahveden kadınların sadece birer "gördüğümü yaşayayım"cı olduğunu biliyorum. insanlar ne kadar basit. ne kadar üzücü. sadece bira alıp sahilde içmek istiyorum. belki sonra denize girip kaybolurum. kaybolmaya cesaret bulurum. alkolü cesaret verici olarak gören insanların on üç yaşındayken şarabı içebilmek için içine gazoz katarak içmiş olmaları... her insanın kendince dünyayı yorumlaması... ki güzel dünyamda portakal kokusunda sesleri var adamların, karnından çocukları patlıyor kadınların.
11 Temmuz 2015 Cumartesi
iki gündür karanfil kokuyor cigaram,
portakal çiçeği renginde adamların melodilerini dinliyorum.
olsaydın burada dinletirdim,
ses tellerini balkon demirleri sayıp ayaklarımızı uzatırdık
burun deliklerinden görünen gökyüzünü izlerdik.
sabahın beşinde martılara "çok güzelsiniz" diye bağırırdım, seni beklemekten sabahın beşi de olsa vazgeçmeyerek.
aklımda bir biriyle alakası olmayan cümleler...
bundan birbiri ardında olmaması.
portakal çiçeği renginde adamların melodilerini dinliyorum.
olsaydın burada dinletirdim,
ses tellerini balkon demirleri sayıp ayaklarımızı uzatırdık
burun deliklerinden görünen gökyüzünü izlerdik.
sabahın beşinde martılara "çok güzelsiniz" diye bağırırdım, seni beklemekten sabahın beşi de olsa vazgeçmeyerek.
aklımda bir biriyle alakası olmayan cümleler...
bundan birbiri ardında olmaması.
6 Temmuz 2015 Pazartesi
korkarken kadın titreyen ellerinden,
annesinin kirli elinden olgunluğu içmiş sakalları çıkmayan yeni yetme adam.
cesaretiyle dağları ipe alıp sırtına geçirmiş,
öyle bir cesurmuş ki adam en yakıcı sözleri dile getirmiş.
paylaşamamış adam başkalarıyla kadının cümlelerini,
her harfe sigara dumanıyla özgürlük getireceğini söylemiş.
örgünün en dibinden kesmiş kadın ince telli saçlarını,
saçların uzun olmasını isteyen tanrıya isyan etmiş.
kahverengi cam belli etmemiş içindeki sarıyı,
insanlar bira şişelerine benzemiş.
bir kaç kağıt parçasıyla saklanmış en büyük hazine haritası,
hem de daha alfabesini öğrenmeye kimsenin cesareti olmayan dille.
dost sesi gelmiş yollarca uzaktan,
acı yollarca mesafeyi bir kaç adımda geçmiş.
gözleri şişmiş, kızarmış kadının,
en sevdiği şairin gölgesini görmüş yolun ortasında, hızlı adımlarla kaçtığı.
kirpik tanesine sığacak kadar küçükmüş gölgeler.
sessizce düşte büyümüşler.
5 Temmuz 2015 Pazar
"beynindeki ağrı şiddetleniyor, köpürüyor ve ellerinden çıkıyordu.
öğlen yediği köftenin tadı geldi ağzına, birayla karışık.
öğle yemeklerini hiç sevmezdi oysaki. gereksizdi ve tembel insanların uydurduğu sigara öncesi bahanesiydi.
bir kaç defa yavaşça ayağa kalkma kararı alsa da bedeni o güce erişemedi.
damarlarındaki tüm kan ellerinde, parmak uçlarında toplanıyordu. en azından o öyle düşündü.
az önce dizlerinin üzerine bırakmış olduğu demir zinciri kavradı, elindeki tüm gücü atmak istercesine sıkıyordu. donuk suratı oldukça korkutucu görünmesine neden oluyordu. ama o an en çok kullandığı ifadenin yüzünde oluşmasını kontrol edebilecek bir bilinçte değildi."
öğlen yediği köftenin tadı geldi ağzına, birayla karışık.
öğle yemeklerini hiç sevmezdi oysaki. gereksizdi ve tembel insanların uydurduğu sigara öncesi bahanesiydi.
bir kaç defa yavaşça ayağa kalkma kararı alsa da bedeni o güce erişemedi.
damarlarındaki tüm kan ellerinde, parmak uçlarında toplanıyordu. en azından o öyle düşündü.
az önce dizlerinin üzerine bırakmış olduğu demir zinciri kavradı, elindeki tüm gücü atmak istercesine sıkıyordu. donuk suratı oldukça korkutucu görünmesine neden oluyordu. ama o an en çok kullandığı ifadenin yüzünde oluşmasını kontrol edebilecek bir bilinçte değildi."
2 Temmuz 2015 Perşembe
temmuz ayının hayran bırakan cürretkarlığı.
yol kenarındaki pembe kusmuğun gösterdiği sevişememiş şirin mideli çirkin adam.
siyah beyaz fotoğraflarda bana gülümseyen dudağındaki sigara.
nefes çorak bir su birikintisi,
popomu yediğini hissettiğim meydandaki bankın manzarası,
çöplükte bulduğu parmakları kesilmiş eldivenlerle ellerini ısıtıp çizen, aç ressamın ucunu çakıyla düzelttiği kaleminden.
sarışın bir adamın kedi sevmesi, kedinin cezbedici yürüyüşünden mi?
gerçek dostların yirmi iki günden fazla bekletmemesi, yirmi ikinin güzelliği değil mi?
perdeyi tutarak iki parmağının arasında ilgimi dağıtmak için sallayan rüzgar,
erkeklerin sadece üç parmak kalınlığında olduğunu öğrenmiş midir kadınların sesinden?
merdivenden oturmuş cenazesini bekleyen adamlardan, yeni doğan bebeğini görmüş müdür gözlükleri olan,
tanrı ölünce de gözlüğe izin vermiş midir?
duvarlara yazı yazınca mutlu mu oldu delikanlı, kuralları yok etti mi öylece, biçimsiz, ucuz yazısına bakıp utanması gerekirken.
eve girer girmez tüm ışıkları yakmak, moda mı filmlerden sonra ve kadın sadece özendiği için mi açık bıraktı sivrisinekleri davet eden evinin ışıklarını?
sarhoş olmaktan sıkılmış mıdır adam, yoksa parası olmadığını mı kabullenmiştir, kabullenişler bira kadar iğrenç değil midir?
bira iğrenç midir?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)