tanıyorum seni,
adımı yazarak "onu seviyorum"lu başlayan cümlelerin yaratıcı olmayan sahibi.
cümlelerimi merakla bekleyen çocuksu tavrın tanıdık.
ve ben senin okuman için yazdığım ama ısrarına rağmen sana okutmadığım yazılarla başladım insanlara karalamaya.
sayfalara dökmek beni buruşturup attırmaz mı bir kenara sence de?
iki kelime konuşamadık doğru dürüst.
oysa ne de isterdim acı şarabın yanında tatlı sesini.
bilinçaltım seni ailesinden bellemiş.
yüzün sesin hep tanıdık, karşılaşmayı ummak istemeyeceğim kadar.
cümleleri deviririm arada.
ne yazdığımı ben bile unuttum kağıtların arkasına.
ezberlemedim ben büyüklerin cümlelerini.
içimden gökyüzü geçti mavi oldum,
kuş olmak geçti bulutlara daldım,
pembe bir baş örtüsü oldum başına kondum, yanında durdum,
sabahın beşinde seni beklerken bağırdığım turuncu gökyüzünün sakin efendileri martıların gagaları oldum, kendime karşılık verdim.
üç krakeri kahvaltım saydım, tüm günümü sigara içerek geçirdim mesela.
tablolarımı hiç bitiremedim.
sorgunun başlangıcı, normallikle eş değer. zaman içerisinde sorgu ete saplanan kemik, renklerin göz çizgisi diye bildiğimiz kılıçlardan akması. kan ağlaması. bitişine yaklaştığım yokuş, aşağı düşüşü kurgulamakta sorgunun akla verdiği zarar.
30 Haziran 2015 Salı
titrek ayaklarından nefret eder,
fantezilerinden birinde fark ettiği deprem durgunluğu sayesinde, geceleri yatağına bağlar ayaklarını.
acizlik o ya, nasıl fark etti kadın üstündeyken bunları.
ışığın çokluğundan rahatsız olur, gözleri uyku halini sever hep.
karanlıkta yolculukları sever.
bir kaç nokta görür kayıp giden, arabaların gözlerinden ışık nasıl çıkar diye merak etmiştir hep küçükken.
bitirilmemiş yarım bardak kötü kokan meyve suyudur,
meyve suyudur ya, rakıyı boş vermiştir, şarabı boş vermiştir.
sakilik yapmayı özlemeyi istemiştir, ki "saki" kelimesinin anlamını bir şarkıdan öğrenen bir herife sakilik yapmak ne kadar güzeldir?
kırmızılı beyazlı sofra bezini alıp kafasına göre piknik yapmak istemiştir evin dört köşesinde.
evi olmadığını hissetmiştir belki, bir büfeden aldığı krakeri kemirirken.
camdan kendisini izlemiştir önce, hayran olduğu yüz kıvrımlarına bakmaktan bıkmayan tavrıyla,
sonra göz ucuyla etrafındakilere bakmıştır, afyona ulaşmak üzereyken.
bozkırına kurban olduğumun yabanı, ne seversin yaralarla kaplarken beni.
içimdeki dert benden öte dedirtirsin ya adamına, dağ yaparsın bozu, kırı.
denize ulaştırmazsın sarı saçlarından.
adamın içi ölür, adam dediğin her gün nefes alarak ölür.
adam dediğin nedir ki, hepsi sonunda bozkıra gömülür.
fantezilerinden birinde fark ettiği deprem durgunluğu sayesinde, geceleri yatağına bağlar ayaklarını.
acizlik o ya, nasıl fark etti kadın üstündeyken bunları.
ışığın çokluğundan rahatsız olur, gözleri uyku halini sever hep.
karanlıkta yolculukları sever.
bir kaç nokta görür kayıp giden, arabaların gözlerinden ışık nasıl çıkar diye merak etmiştir hep küçükken.
bitirilmemiş yarım bardak kötü kokan meyve suyudur,
meyve suyudur ya, rakıyı boş vermiştir, şarabı boş vermiştir.
sakilik yapmayı özlemeyi istemiştir, ki "saki" kelimesinin anlamını bir şarkıdan öğrenen bir herife sakilik yapmak ne kadar güzeldir?
kırmızılı beyazlı sofra bezini alıp kafasına göre piknik yapmak istemiştir evin dört köşesinde.
evi olmadığını hissetmiştir belki, bir büfeden aldığı krakeri kemirirken.
camdan kendisini izlemiştir önce, hayran olduğu yüz kıvrımlarına bakmaktan bıkmayan tavrıyla,
sonra göz ucuyla etrafındakilere bakmıştır, afyona ulaşmak üzereyken.
bozkırına kurban olduğumun yabanı, ne seversin yaralarla kaplarken beni.
içimdeki dert benden öte dedirtirsin ya adamına, dağ yaparsın bozu, kırı.
denize ulaştırmazsın sarı saçlarından.
adamın içi ölür, adam dediğin her gün nefes alarak ölür.
adam dediğin nedir ki, hepsi sonunda bozkıra gömülür.
15 Haziran 2015 Pazartesi
tenime küstüm ben, yırtık, sarkmış fazlasıyla, bayatlamış artık.
bana ait olması yetmiyor, ona sarılmış doğmam umursamam için yeterli değil.
sarı tenini kimse bilmiyor, sarının hangi tonu olduğunu da,
insanlar kendilerince birini gösteriyor ben bahsettikçe senden.
bilmiyorlar seni, tanımıyorlar,
yol kenarındaki sarı çiçekleri hiç görmemişler ki,
güzelliğini bilmiyorlar lanet diye tanımladığın.
sarı gür sakallarına dokunan kadınlar, bir kediyi sevmekten öteye gidememiş.
sesleriyle ulaşanlar olmuş sana, sonra korkmuşsun,
ellerine kaçmış, kendi sesini duymuşsun yine.
masumluğunu çalmışsın küçük çocuğun,
küçükken sana masumluğun kötülüğünü öğreten annen yüzünden.
iğrendirici gülüşler görmüşsün bıyık altından,
gördüğünden kaçınmış, gördüğün olmuşsun.
çok içen kadına dur dememişsin,
her gece ağlamaya başlamışsın küçük çocuktan çaldıkların için.
içen kadına sarılamamışsın son kez içinden gelerek
ne de çok incinmiş hırpalanmışsın.
bana ait olması yetmiyor, ona sarılmış doğmam umursamam için yeterli değil.
sarı tenini kimse bilmiyor, sarının hangi tonu olduğunu da,
insanlar kendilerince birini gösteriyor ben bahsettikçe senden.
bilmiyorlar seni, tanımıyorlar,
yol kenarındaki sarı çiçekleri hiç görmemişler ki,
güzelliğini bilmiyorlar lanet diye tanımladığın.
sarı gür sakallarına dokunan kadınlar, bir kediyi sevmekten öteye gidememiş.
sesleriyle ulaşanlar olmuş sana, sonra korkmuşsun,
ellerine kaçmış, kendi sesini duymuşsun yine.
masumluğunu çalmışsın küçük çocuğun,
küçükken sana masumluğun kötülüğünü öğreten annen yüzünden.
iğrendirici gülüşler görmüşsün bıyık altından,
gördüğünden kaçınmış, gördüğün olmuşsun.
çok içen kadına dur dememişsin,
her gece ağlamaya başlamışsın küçük çocuktan çaldıkların için.
içen kadına sarılamamışsın son kez içinden gelerek
ne de çok incinmiş hırpalanmışsın.
8 Haziran 2015 Pazartesi
güzel misin sen?
kemiklerin sayılabilir mi parmaklarıyla bir kadının.
sever misin sevdiğim şarkıları,
çığlıklarını martıların.
öyle gözde büyütülecek kadar derin değilim.
nefesim var,
denizin ortasında gibi hissedebiliyorum gözlerimi kapatınca.
ben bulmaca değilim, çözmek için çabalaman gereken,
bir yarım erkek tonlarında kadın sesi,
diğer yarımı da martılara simit niyetine attım.
şu korkmana neden olan, çığlıklarıyla.
derin değilim daha, ama büyürken içim çökmüş dibe.
hava alacaya beş var.
ezan okunuyor,
ezan sesini sevmeyen adamlar tanıdım,
ki ben küçükken tanrı şarkı söylüyor sanırdım.
hadi şimdi gözlerimizi kapatıp,
ölüm sesli adamın ses tellerini hapishanemiz sayalım.
bence rengini yanlış belirlemiş tanrı,
ben olsaydım en bulunanı yapardım kahverenginin.
herkes kendinden bir ton bulurdu sende.
kadınlar düşündüğünden daha zeki, kurnaz biraz,
bunu belli etmeyecek kadar..
kedileri sev her sarışın adam gibi.
kimseye belli etmediğin ağlamalarından bunalırsan hiç ağlamayan beni düşün.
hatıram olarak sekiz numaralı masaya otur, hep gittiğim yerde.
kadınlara güvenme,
çok şarap içme,
hevesini kaybetme kırk yaş bunalımındaki insanlar yüzünden,
sarma sigaraları bırakamazsan bile çok içme.
dizilerini bırakma.
dostların ve dostluklarına sahip çık, benim gibi olma.
bir gün sabahın beşinde beni hatırla.
bir gülümseme oluşsun yüzünde,
yetsin bana.
şarkının sözlerini aklına getir,
"biraz seni özledim,
biraz sohbetini, biraz sesini."
kemiklerin sayılabilir mi parmaklarıyla bir kadının.
sever misin sevdiğim şarkıları,
çığlıklarını martıların.
öyle gözde büyütülecek kadar derin değilim.
nefesim var,
denizin ortasında gibi hissedebiliyorum gözlerimi kapatınca.
ben bulmaca değilim, çözmek için çabalaman gereken,
bir yarım erkek tonlarında kadın sesi,
diğer yarımı da martılara simit niyetine attım.
şu korkmana neden olan, çığlıklarıyla.
derin değilim daha, ama büyürken içim çökmüş dibe.
hava alacaya beş var.
ezan okunuyor,
ezan sesini sevmeyen adamlar tanıdım,
ki ben küçükken tanrı şarkı söylüyor sanırdım.
hadi şimdi gözlerimizi kapatıp,
ölüm sesli adamın ses tellerini hapishanemiz sayalım.
bence rengini yanlış belirlemiş tanrı,
ben olsaydım en bulunanı yapardım kahverenginin.
herkes kendinden bir ton bulurdu sende.
kadınlar düşündüğünden daha zeki, kurnaz biraz,
bunu belli etmeyecek kadar..
kedileri sev her sarışın adam gibi.
kimseye belli etmediğin ağlamalarından bunalırsan hiç ağlamayan beni düşün.
hatıram olarak sekiz numaralı masaya otur, hep gittiğim yerde.
kadınlara güvenme,
çok şarap içme,
hevesini kaybetme kırk yaş bunalımındaki insanlar yüzünden,
sarma sigaraları bırakamazsan bile çok içme.
dizilerini bırakma.
dostların ve dostluklarına sahip çık, benim gibi olma.
bir gün sabahın beşinde beni hatırla.
bir gülümseme oluşsun yüzünde,
yetsin bana.
şarkının sözlerini aklına getir,
"biraz seni özledim,
biraz sohbetini, biraz sesini."
6 Haziran 2015 Cumartesi
biri ağlıyor yatağında, kendiyle sorunlu bir kadına aşık.
bir adam şarap içiyor evinde, kemikleri sayılan, sarı teninden.
bir başkası kanına düşman oluyor bir anda.
aşk dünyadaki en güzel şey diye başımıza kakılırken,
ve bu en güzel olan şeye ulaşmak bu kadar kolayken
ne diye ulaşılmaz olması için çabalarız?
niye birbirimize bu eziyet?
o sarışın adam niye o kadar şarap içiyor, gece bitmesin diye içinden dua ederken.
hırkalarımın bilekleri hep yanık,
bir sigara yakmayı beceremedim aylardır.
on adım ötesi yasak, ışık olmadığına inanılır, karanlık varsayılır.
balkondan bakarız su damlalarına, içinde olmak varken.
içinde yorulmak, yoğrulmak.
bir adam şarap içiyor evinde, kemikleri sayılan, sarı teninden.
bir başkası kanına düşman oluyor bir anda.
aşk dünyadaki en güzel şey diye başımıza kakılırken,
ve bu en güzel olan şeye ulaşmak bu kadar kolayken
ne diye ulaşılmaz olması için çabalarız?
niye birbirimize bu eziyet?
o sarışın adam niye o kadar şarap içiyor, gece bitmesin diye içinden dua ederken.
hırkalarımın bilekleri hep yanık,
bir sigara yakmayı beceremedim aylardır.
on adım ötesi yasak, ışık olmadığına inanılır, karanlık varsayılır.
balkondan bakarız su damlalarına, içinde olmak varken.
içinde yorulmak, yoğrulmak.
otururuz bir bankta,
sen arpa kokarsın, benim midemde ekşimsi üzüm kokusu.
anlatırsın ilk aşkını bana,
yaptığın fedakarlıkların komikliğini anlatırsın, gülerek.
sonra bir anda,
kahkahan gülümsemeye döner, gözlerin karşıdaki sazlıklara dalmış.
senin zoraki tebessümünü fark etmemem için şişeyi götürürsün ağzına.
insanları saçma buluşumuzdan konuşuruz,
sen dostlarının yanındaki taklit yapan mutlu yanını at bir kenara.
neşeni göster, sürekli dilimden düşmeyen neşeyi.
gerçek neşeyi.
sarı rengini göster bana
cılız vücudunu neden sevmediğini anlat, yiyorum yiyorum ama kilo alamıyorum bahanesiyle.
sahile gidelim dediğimde gidemeyen cesur adamı anlatırım sana.
sarı ve siyahlığıyla beni etkileyen adamı.
gözlerinin etrafındaki çizgilerden bahsedeyim,
yaşlılık belirtisi göbeğini kabullenmeyişine gülelim.
sonra?
sonra, tüm neşem durulsun bir anda.
sonra, tüm neşem durulsun bir anda.
5 Haziran 2015 Cuma
camdan yansıyan yüzün,
turuncu bir gökyüzünün önünde.
ikinizin yüzü de birbirinden güzel.
eğer bir gün turuncu gökyüzü görürsen,
yanıyordur bir yerler.
yangın vardır, göğü renklendiren ötelerde, içinde ve yüzünde.
ilham perilerim kaçmadan cümlelerimi toparlmalıyım, değil mi?
kül döktüğüm bardakla meyve suyunu içtiğim bardağı aynı yere koymamalıyım.
müziğin sesini o kadar açmamalıyım.
o kadar çok adamı etkilememeliyim, istemeyerek.
sigara kokan parmaklarımdan tiksinmemeliyim,
tiryaki olmama çelişecek şekilde.
annem aradığında açmalıyım.
sıkılmamalıyım her şeyden,
üzmemeliyim sevenlerimi.
sızlanmamalıyım.
büyük harf kullanmak mı?
yok büyük harflere her zaman düşmanım.
onlar benim için kusur, buradan geliyor belki kural tanımamazlığım.
dualarıma küçüklüğümde öğretilen şekilde başlamalıyım,
anneme, babama, milletime, devletime...
yağmura fon müzik bulmalıyım her zaman,
suyun yere düşerken çıkardığı ses yetmiyormuş gibi.
aydın mı olmalıyım gerçekten, insanların gözünde,
kendimi aydınlatamamışken daha.
insanlar her zaman zekice bir şey düşündüklerini zannederler,
insanız, var sayarız, kendimizi görürüz çeşitli aynalarda.
gündüzleri ışık açtırmamalı, geceleri de ışığı kapattırmamalıyım, öyle istiyorum diyerek,
karanlıktan korktuğumu söylememeliyim cesurca.
hem korktuğumuz bir şeyi cesurca nasıl söyleriz ki.
herkesin hayatında olmasını isteyeceği o kadın olmalıyım,
sonra insanları üzemeyecek kadar vicdanlı olduğum için yorgun düşmeliyim.
annemin duygusallığından şikayetçi olup,
sadece ona sarılarak ağlamalıyım açıklama yapmak istemeyerek.
ve onu özlemeliyim çocukluğumda beni bırakıp gidecek korkumu hatırlayarak.
gözlerim dolmalı.
hem zorunluluk olmalı hayatımda, meli malı eklenmeli eylemlerime,
"zorundayım" demenin daha zorunda olmayan yolu.
yazmalıyım,
bir şizofren olmamak için her gece ağlayan.
içimde ne varsa öyle böyle yazmalıyım, içimdekileri tüketmeden.
insanların yorumlarını duymadan.
hem ne gerek var insanlara?
hepsi bir saman yığını değil mi?
bulsam saman balyası olmayan adamı, saatlerce karşıma alıp konuşsam.
nerede öyle adam...
çakmağı tek çakışta yaksam.
balkondaki iki sandalyeyi kaldırıp atabilsem,
olmayan ailem için koyduğum.
insanlar dokuz saniye sarılınca güven bağı oluştuğunu bilerek sevişse.
araba seslerini kısabilsem.
çıkıp gelebilse sarılınacak adamlar, siyaha boğulmuş şehirlerinden.
turuncu gökyüzüne gelebilse.
babam gibi adamlara aşık olmayı bıraksam,
tanrı babanın bana bahşettiği adamı sorgulamadan.
can kazazın biraz şarkısını tüm yazı boyunca başa sarmasam mesela.
torunumun çocuğuna tavsiyeler yazmasam,
çocuk doğurmayacağımı bildiğim halde.
insanlar beni çözmeye çalışmasa, o ufak beyinleriyle.
benimle karşılaşma süsü vermek için beni takip edip karşıma çıkmasa beynini kullanmaya çalışan küçük adam.
kendimi bu kadar üstün görmesem, portakalın vitamini olarak kaldığımı bilerek.
boğazımızda tatlı bir yanma hissi bıraksın diye meyve suyuyla karıştırmasak alkolü.
hem erkek adam sek içer oğlum.
din adamlarının alkolü yasak, sigarayı nimet olarak saymalarına gülsem.
bir ddereye atsam tüm insanları,
hissetseler bir damla su olabilmeyi,
etleri başka insanların etlerine değerken.
bir rahibe temizliğinde ölsem,
sevişmeyi hep merak eden, rahiple.
ezan okunurken vicdan azabı çekmeyi hiç bırakmasam.
son günlerimi yaşasam bu şehirde,
paramparça hissederken kendimi.
parçalanarak kaybolmak daha iyi değil mi?
yavaş yavaş, acısını çekerek
her parçam için yas tutacak vakti bana tanrı bahşetmişken.
acılarımın keyfini çıkararak.
turuncu bir gökyüzünün önünde.
ikinizin yüzü de birbirinden güzel.
eğer bir gün turuncu gökyüzü görürsen,
yanıyordur bir yerler.
yangın vardır, göğü renklendiren ötelerde, içinde ve yüzünde.
ilham perilerim kaçmadan cümlelerimi toparlmalıyım, değil mi?
kül döktüğüm bardakla meyve suyunu içtiğim bardağı aynı yere koymamalıyım.
müziğin sesini o kadar açmamalıyım.
o kadar çok adamı etkilememeliyim, istemeyerek.
sigara kokan parmaklarımdan tiksinmemeliyim,
tiryaki olmama çelişecek şekilde.
annem aradığında açmalıyım.
sıkılmamalıyım her şeyden,
üzmemeliyim sevenlerimi.
sızlanmamalıyım.
büyük harf kullanmak mı?
yok büyük harflere her zaman düşmanım.
onlar benim için kusur, buradan geliyor belki kural tanımamazlığım.
dualarıma küçüklüğümde öğretilen şekilde başlamalıyım,
anneme, babama, milletime, devletime...
yağmura fon müzik bulmalıyım her zaman,
suyun yere düşerken çıkardığı ses yetmiyormuş gibi.
aydın mı olmalıyım gerçekten, insanların gözünde,
kendimi aydınlatamamışken daha.
insanlar her zaman zekice bir şey düşündüklerini zannederler,
insanız, var sayarız, kendimizi görürüz çeşitli aynalarda.
gündüzleri ışık açtırmamalı, geceleri de ışığı kapattırmamalıyım, öyle istiyorum diyerek,
karanlıktan korktuğumu söylememeliyim cesurca.
hem korktuğumuz bir şeyi cesurca nasıl söyleriz ki.
herkesin hayatında olmasını isteyeceği o kadın olmalıyım,
sonra insanları üzemeyecek kadar vicdanlı olduğum için yorgun düşmeliyim.
annemin duygusallığından şikayetçi olup,
sadece ona sarılarak ağlamalıyım açıklama yapmak istemeyerek.
ve onu özlemeliyim çocukluğumda beni bırakıp gidecek korkumu hatırlayarak.
gözlerim dolmalı.
hem zorunluluk olmalı hayatımda, meli malı eklenmeli eylemlerime,
"zorundayım" demenin daha zorunda olmayan yolu.
yazmalıyım,
bir şizofren olmamak için her gece ağlayan.
içimde ne varsa öyle böyle yazmalıyım, içimdekileri tüketmeden.
insanların yorumlarını duymadan.
hem ne gerek var insanlara?
hepsi bir saman yığını değil mi?
bulsam saman balyası olmayan adamı, saatlerce karşıma alıp konuşsam.
nerede öyle adam...
çakmağı tek çakışta yaksam.
balkondaki iki sandalyeyi kaldırıp atabilsem,
olmayan ailem için koyduğum.
insanlar dokuz saniye sarılınca güven bağı oluştuğunu bilerek sevişse.
araba seslerini kısabilsem.
çıkıp gelebilse sarılınacak adamlar, siyaha boğulmuş şehirlerinden.
turuncu gökyüzüne gelebilse.
babam gibi adamlara aşık olmayı bıraksam,
tanrı babanın bana bahşettiği adamı sorgulamadan.
can kazazın biraz şarkısını tüm yazı boyunca başa sarmasam mesela.
torunumun çocuğuna tavsiyeler yazmasam,
çocuk doğurmayacağımı bildiğim halde.
insanlar beni çözmeye çalışmasa, o ufak beyinleriyle.
benimle karşılaşma süsü vermek için beni takip edip karşıma çıkmasa beynini kullanmaya çalışan küçük adam.
kendimi bu kadar üstün görmesem, portakalın vitamini olarak kaldığımı bilerek.
boğazımızda tatlı bir yanma hissi bıraksın diye meyve suyuyla karıştırmasak alkolü.
hem erkek adam sek içer oğlum.
din adamlarının alkolü yasak, sigarayı nimet olarak saymalarına gülsem.
bir ddereye atsam tüm insanları,
hissetseler bir damla su olabilmeyi,
etleri başka insanların etlerine değerken.
bir rahibe temizliğinde ölsem,
sevişmeyi hep merak eden, rahiple.
ezan okunurken vicdan azabı çekmeyi hiç bırakmasam.
son günlerimi yaşasam bu şehirde,
paramparça hissederken kendimi.
parçalanarak kaybolmak daha iyi değil mi?
yavaş yavaş, acısını çekerek
her parçam için yas tutacak vakti bana tanrı bahşetmişken.
acılarımın keyfini çıkararak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)